Boşanma Davalarında Çocuk Velayeti Kimde Kalır?

Boşanma Davalarında Çocuk Velayeti Kimde Kalır?

Boşanma Davalarında Çocuk Velayeti Kimde Kalır?

Çocuk velayeti kimde kalır sorusu, evlilik birliğini sonlandırma kararı almış eşlerin yanıtını en çok merak ettiği hukuki meselelerin başında gelir. Boşanma davalarında taraflar arasındaki uyuşmazlıkların merkezinde sıklıkla müşterek çocukların akıbeti yer alır. Türk Hukuk Sistemi, ailenin korunması prensibini daima gözetirken, çocukların menfaatini her türlü çekişmenin tam merkezinde, en yüksek noktada tutar. Mahkemeler, hakkaniyetli bir yargılamayla nihai karara varırken sayısız unsuru bir arada tartar. Çocuğun bedensel, zihinsel, ahlaki ve sosyal büyümesi için en uygun, en güvenli, en sağlıklı ortamın neresi sayıldığı, hakimlerin takdir yetkisini doğrudan şekillendirir. Taraflar, yasal haklarını eksiksiz biçimde müdafaa edebilmek adına her aşamada hukuki desteğe fazlasıyla ihtiyaç duyar. Yargılama evresinde hata yapmamak hayati bir eylemdir.

Boşanma Aşamasında Velayet Kararının Hukuki Dayanakları

Boşanma evresinde çocuğun himayesinin hangi tarafa bırakılacağı hususu, doğrudan Türk Medeni Kanunu hükümlerine dayandırılır. Kanun koyucu, velayet mevzusunda çok net, keskin çizgiler çizmiştir. Reşit bulunmayan veya kısıtlılık halindeki çocukların bakımından, gözetiminden, korunmasından kimin mesul tutulacağı, yasalarca sarsılmaz bir güvenceye kavuşturulmuştur. Mahkemelerdeki karar alma mekanizması, tamamen bağımsız işler. Mahkeme heyeti nesnel normlara sımsıkı bağlı kalarak adaleti tahsis eder.

Türk medeni kanunu doğrultusunda velayet hakkı

Türk Medeni Kanunu madde 336 hükmü ışığında evlilik devam ettiği müddetçe anne ve baba velayet hakkını birlikte idare eder. Evliliğin boşanma kararıyla veya ayrılıkla son bulması durumunda hakim, yetkiyi eşlerden salt birine verebilir. Eşlerden birinin vefatı gerçekleştiğinde sağ kalan eş, evliliğin butlanı durumunda da çocuğun bırakıldığı eş, velayet hakkını tek başına yürütme yetkisini bünyesinde toplar. Kanunlarımıza göre velayet hakkı, başkasına devredilemeyen, feragat edilemeyen, kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardandır. Velayet yetkisini üstlenen anne veya baba, çocuğun okul yaşamı, bedensel sağlığı, mal varlığının idaresi ve barınma ihtiyaçlarının karşılanmasından mutlak surette mesuldür. Yetkilerin sorumluluklarla birleştiği bu müessese, titizlikle idare edilmelidir.

Çocuğun üstün yararı ilkesi

Mahkemelerin verdiği hükümlerin değişmez omurgası çocuğun üstün yararı ilkesine dayanır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, çocuk menfaatinin diğer bütün menfaatlerden bağımsız ve üstün tutulmasını kesin bir dille hükme bağlar. Aile Mahkemesi hakimi, sadece anne veya babanın şahsi taleplerinden yola çıkmaz. Tam aksine çocuğun fiziksel büyümesini, ruhsal dengesini, pedagojik tekamülünü maksimum seviyede destekleyecek, en huzurlu ortamı arar. Tarafların sosyoekonomik statüsü, geliri veya serveti yegane belirleyici kriter sayılmaz. Çocuğa çok daha yoğun bir sevgi, sarsılmaz bir ilgi ve güvenli bir aile sıcaklığı tahsis edebilecek, lakin nispeten mütevazı bütçeli bir ebeveyne velayet yetkisinin verilmesi sıklıkla rastlanan hukuki bir durumdur. Hukuki prosedürlerin doğası son derece girifttir; yasal kuralların, Yargıtay içtihatlarının doğru yorumlanması kusursuz bir dikkat ister. Daha detaylı bilgi almak için uzman bir hukuk bürosuna danışabilirsiniz.

Hakim Velayet Kararını Verirken Hangi Kriterlere Bakar?

Aile Mahkemesi hakimi, dosyadaki delilleri en ufak bir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde araştırırken pek çok kıstası tartar. Yalın taraf beyanları, iddiaların ispatı için hiçbir zaman kafi görülmez. Mahkeme makamı, kanunların kendisine tanıdığı çok geniş sınırları, küçüğün geleceğini maddi ve manevi yönden güvenceye kavuşturacak biçimde tatbik eder. Geniş çaplı bir araştırma safhası başlar.

Çocuğun yaşı ve anne bakımına muhtaçlık durumu

Bilhassa bebeklik çağındaki ve sıfır ile üç yaş bandındaki küçüklerin, doğaları gereği anne şefkatine, fiziksel bakımına, anne sütüne mutlak surette ihtiyaç duydukları tıp uzmanlarınca ve hukukçularca bütünüyle benimsenir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu içtihatları doğrultusunda, ziyadesiyle olağanüstü, telafisi imkansız tehlikeler (annenin küçüğün hayati güvenliğini tehlikeye atması, şizofreni benzeri ağır psikiyatrik rahatsızlıkları, kanıtlanmış madde bağımlılığı halleri) bulunmadığı müddetçe belirtilen bu küçük yaş grubundaki çocukların velayeti anneye teslim edilir. Üç ile yedi yaş arasındaki küçüklerde de anne bakımının üstünlüğü kuralı gücünü büyük oranda korur. Yedi ile on iki yaş aralığında, okula başlamış çocuklarda ise mahkemenin odaklandığı unsurlar değişir. Küçüğün mevcut eğitim düzeni, okuldaki başarısı, alışkın olduğu sosyal çevresi, öğretmenleri ve arkadaşlarıyla kurduğu bağ kıymetli bir faktör hüviyetine bürünür.

Ebeveynlerin psikolojik ve maddi boyutları

Velayet talep eden tarafın bedensel sağlığı ve ruhsal dengesi, mahkemenin ciddiyetle yaklaştığı, adli tıp raporları talep edebildiği hassas bir mevzudur. Çocuğun bakım sorumluluğunu yüklenebilecek zihinsel yetkinliği taşımayan, kısıtlılık halindeki bireylere velayet yetkisinin tevdi edilmesi hukuken ihtimal dahilinde yer almaz. Tarafların genel yaşam tarzları, sabıka kayıtları, günlük çalışma saatlerinin yoğunluğu ve barınma koşulları çok detaylı bir tahkikattan geçer. Maddi gelir düzeyi mahkemenin dikkate aldığı bir faktördür lakin asla tek karar verici ölçüt sayılamaz. Velayeti kendisinde tutamayan ebeveyn, kanunen iştirak nafakası ödemekle yükümlü kılınır ve böylece çocuğun bakım, eğitim masraflarına bütçesi oranında katılımı mecburi tutulur.

Çocuğun kendi tercihi ve idrak gücü

Yargıtay İkinci Hukuk Dairesinin kökleşmiş içtihatlarına göre, sekiz yaş ve üzerindeki çocuklar idrak çağında kabul görür. İdrak çağındaki bireylere, hangi ebeveyni ile yaşamak istedikleri, mahkeme huzurunda bizzat hakimin sorusuyla ya da adliyede görevli uzman pedagoglar eşliğinde kati surette sorulur. Küçüğün beyanı mahkemeyi mutlak bağlayıcı bir sınır çizmez. Beyan edilen istek küçüğün bedensel, zihinsel büyümesini sekteye uğratacak tehlikeli bir durum barındırmıyorsa, bu yöndeki kararlar mahkemenin hüküm yönünü doğrudan çizer. Hakimin şahsi kanaati, sosyal inceleme alanındaki uzmanların hazırladığı tarafsız raporlarla bütünleşir.

Dava Süresince Tedbiren Velayet Kararları

Boşanma davası açıldığı andan itibaren mahkeme, yargılamanın neticelenmesini beklemeden, eşlerin barınması, geçinmesi, çocukların durumu üzerine derhal geçici tedbirler alır. Dava müddetince küçüğün hangi ebeveynde kalacağı kararı, tedbiren velayet adıyla verilir. Bu karar tamamen geçici bir mahiyet taşır. Mahkeme, ilerleyen celselerde toplanan delillere, dinlenen tanıklara veya dosyaya kazandırılan kurum yazışmalarına dayanarak bu tedbir kararını her aşamada rahatlıkla değiştirebilir. Tedbiren kararlar, tarafların kazanılmış hakkı sayılmaz.

Velayet Davalarında Uzman Raporunun Yeri

Aile Mahkemesi nezdinde görülen çekişmeli uyuşmazlıklarda psikolog, pedagog veya sosyal hizmet uzmanlarından müteşekkil bilirkişi heyetlerinin hazırladığı Sosyal İnceleme Raporu oldukça hayati, sarsılmaz bir delil misyonu üstlenir. Uzman heyet; anne, baba ve küçüklerle çok detaylı mülakatlar gerçekleştirir. Yaşam alanları bizzat teftiş edilerek fiziki barınma koşulları incelenir. Uzmanın hazırladığı çok sayfalı, teferruatlı rapor, küçüğün kimin himayesinde daha huzurlu, güvenli ve sağlıklı hissedeceğine dair hakime ışık tutar. Yargıtay makamları, dosyada Sosyal İnceleme Raporu bulunmaksızın doğrudan verilen mahkeme kararlarını eksik araştırma gerekçesiyle tartışmasız bir şekilde bozar. Hakimin, uzman görüşüne başvurması hukuk yargılaması kanunlarına göre zorunluluktur. Uzmanlık bekleyen tüm hukuki aşamaları kusursuz atlatmak isterseniz daha detaylı bilgi almak için uzman bir hukuk bürosuna danışabilirsiniz.

Ortak Velayet Uygulaması ve Şartları

Türk Medeni Hukuku, çok uzun yıllar boyunca çocuk himayesinin eşlerden salt birine tahsis edilmesi prensibine dayanmaktaydı. Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmelerinin onaylanması, Anayasanın 90. maddesi gereği iç hukuka adaptasyonu sonucunda ortak velayet kavramı hukuk sistemimize kesin bir dönüşle yerleşmiştir. Ortak velayet kurumunda boşanmış çiftler, küçüğe dair eğitim, okul seçimi, tıbbi operasyonlar, yurtdışı seyahatleri gibi mühim kararları mutabakatla alır. Bu ortak aklın kurulabilmesi, birtakım çok katı şartların karşılanmasına sıkı sıkıya bağlıdır. Her iki tarafın da ortak velayet kurulması hususunda rıza vermesi, küçüğün yararına müşterekte anlaşabilmeleri kesin bir şart vasfıyla aranır. Mahkeme heyeti, taraflar arasında yüksek tansiyonlu husumet, şiddet eylemleri, karşılıklı ağır suçlamalar veya koyu bir iletişim kopukluğu sezerse, talebi anında reddededer. Ortak velayet, ebeveynlik mesaisinin evlilik sonrası dahi sulh içinde devamı gayesine dayanır.

Velayetin Değiştirilmesi Hangi Durumlarda Gerçekleşir?

Velayet kararları hiçbir koşulda kesin, değişmez bir nitelik taşımaz. Koşulların ciddi manada, kökten değişmesi durumunda, çocuğu yanında bulundurmayan taraf mahkemeye müracaat ederek velayet değiştirme davası açar. Değişen sosyolojik veya ekonomik şartların kalıcılık arz etmesi, mevcut durumun çocuğun bedensel, ahlaki tekamülünü gözle görülür biçimde yaralaması, davanın esastan kabulü için aranılan başlıca kriterlerdendir. Himaye yetkisini elinde bulunduran tarafın salt yeniden başka biriyle evlenmesi, yetkinin kendisinden alınması için geçerli, müstakil bir gerekçe yapılamaz. Ancak yeni kurulan evlilik ortamı çocuğun huzurunu bozuyorsa, üvey ebeveynle çatışmalar yaşanıyor, çocuğa kötü muamele ediliyorsa, mahkeme yetkiyi derhal diğer eşe devreder.

Velayet hakkının kötüye istismarı

Mahkeme kararıyla himayeyi üstlenen taraf, diğer ebeveynin küçükle yasal ilişki kurma hakkını haksız yere engelliyorsa, kapıları kilitliyor, iletişim kanallarını bilerek tıkıyorsa, mahkeme bu kural tanımaz tavrı doğrudan hakkın istismarı sayar. Küçüğün psikolojisini diğer ebeveyne karşı kasten zehirleme eylemleri, küçüğün fiziksel şiddet kurbanı haline düşmesi, sağlık imkanlarından koparılması gibi çok ağır hak ihlalleri, yetkinin jet hızıyla el değiştirmesine zemin hazırlar. İddia sahipleri, yaşanılan mağduriyetleri darp raporlarıyla, kurum tutanaklarıyla, psikiyatri epikrizleriyle, tarafsız tanık beyanlarıyla net bir şekilde kanıtlamakla yükümlüdür. Doğru usuli adımların atılması, telafisi zor mağduriyetleri başlamadan önler. Daha detaylı bilgi almak için uzman bir hukuk bürosuna danışabilirsiniz.

Çocukla Kişisel İlişki Kurulması ve Görüşme Hakları

Çocuğun himayesi kendisine verilmeyen tarafın, çocuğuyla bağlarını koparmaması, sevgi iletişimini koparmadan sürdürmesi yasal ve insani bir haktır. Mahkeme heyeti, tarafların sosyoekonomik durumlarını, yaşadıkları şehirlerin birbirine uzaklığını, küçüğün eğitim saatlerini dikkate alarak görüşme günlerini bir takvime bağlar. Haftasonları, dini ve milli bayram günleri, yaz tatili ile sömestr dönemlerinde kişisel ilişki zamanları teferruatlı biçimde hükme yazılır. Velayet sahibi ebeveynin bu mahkeme kararına uymaması durumunda, görüşme İcra Müdürlükleri vasıtasıyla zorla tesis edilir. Bu ısrarlı engellemeler, hapis tazyikine ve velayet yetkisinin devrine yol açar.

Mahkeme heyeti, küçüğün himayesini almayan tarafın ödeyeceği iştirak nafakası miktarını bütçeye göre ayarlarken ebeveynin net maaşını, kira gelirlerini, mal varlığını titizlikle hesaba katar. İştirak nafakası, küçüğün giyim, gıda, eğitim, kırtasiye, ulaşım, sağlık harcamalarını asgari düzeyde karşılamaya yarar. İştirak nafakasının miktarı her yıl enflasyon oranlarına veya ÜFE verilerine endekslenerek düzenli artar. Tarafların gelir durumunda radikal düşüşler yaşanması yahut küçüğün masraflarının öngörülemez biçimde katlanması senaryosunda, mahkemeye başvurularak nafaka artırım veya nafaka indirim davası açma hakkı daima saklı tutulur. Hukuki mücadeleyi bilinçli hamlelerle yönlendirmek büyük bir güvence doğurur.

Anlaşmalı Boşanma ve Çekişmeli Boşanmada Velayet Farkları

Anlaşmalı usulle görülen davalarda eşler, imzaladıkları protokol vesilesiyle tüm hususlarda tam bir uzlaşıya varırlar. Hakim, protokol maddelerindeki maddeleri çocuğun menfaatine uyumlu bulduğu an vakit kaybetmeksizin onaylar. Hakim, eşlerin mutabakata vardığı şartların çocuğu sonrasında sarsacağına, mağdur edeceğine kanaat getirirse protokole resen müdahale edebilir. Çekişmeli davalarda ise tarafların ihtilaflarını sürdürmesi dolayısıyla tüm inisiyatif, kanunların çizdiği dar sınırlar içerisinde bizzat hakimde toplanır. Dava dosyasına giren her bir evrak, celp edilen kurumsal belgeler, yeminli tanık ifadeleri hakimin vereceği kararın iskeletini diker. Yargılama aşamasının anlaşmalı usulle mi, yoksa tamamen çekişmeli mi ilerleyeceği kararı çok kritik bir yasal stratejidir.

Mahkeme Kararlarına İtiraz Aşamaları ve Hukuki Yollar

Aile Mahkemesinin ilk derece sıfatıyla verdiği kararı hakkaniyete aykırı bulan, büyük bir mağduriyet yüklediğine inanan ebeveyn, Bölge Adliye Mahkemesi ile Yargıtay kanun yollarına başvurarak hükme güçlü bir itiraz yöneltebilir. Hazırlanacak teferruatlı itiraz dilekçelerinde, yerel mahkemenin dosyada unuttuğu deliller, eksik bıraktığı incelemeler, hangi maddelere aykırı davrandığı yüksek mahkeme hakimlerine izah edilir. Yüksek mahkemeler, dosya ve evrak üzerinden yürütecekleri derinlemesine inceleme sonucunda yerel hakimin kararını yerinde bularak onama, kusurlu bularak bozma veya küçük düzeltmeler yaparak kesinleştirme yoluna gidebilir.

Hukuk dünyasının tabiatı itibarıyla yasal itiraz süreleri hayati kıymettedir. Sürelerin dikkatsizlik neticesinde kaçırılması, itiraz kapılarının ebediyen kapanmasına ve hakların zayiine sebebiyet verir. Hak kaybı acısı yaşamamak, adil bir yargılamayı başından sonuna deklare edebilmek maksadıyla yargılamayı profesyonel kurallarla yürütmek yegane şarttır. Yargıtay makamlarının vereceği içtihat niteliğindeki hükümler, mahalli mahkemeleri doğrudan bağlayıcı hüviyet taşır. Yargı mekanizmalarının seri, hatasız ve usule yaraşır adımlarla işletilmesi, telafisi imkansız zararların önünü tamamen keser.

Medeni Kanun hükümlerinin katı kuralları çerçevesinde cereyan eden uyuşmazlıklarda, davanın eksiksiz bir bilgiyle açılması, delillerin usule uygun ibraz edilmesi davanın seyrini büyük oranda etkiler. Yasaların sınırlarının dışına çıkılmadan, somut normlar etrafında örülmüş kusursuz bir dava dilekçesi, mahkeme heyetinin kanaatini doğrular niteliktedir. Dosyaların hepsinin kendilerine mahsus, nev-i şahsına münhasır bir dinamiği bulunur. Somut olayın çıplak gerçeklerine, eşlerin statüsüne göre doğru yasal argümanları ustalıkla mahkeme önüne koymak büyük tecrübe ister. Hukuki mücadeleyi profesyoneller ile yürütmek büyük fayda doğurur.