Müteselsil Sorumluluk Nedir? Türk Borçlar Kanunu’nda Ortak Sorumluluk Kavramı
Müteselsil sorumluluk nedir? Bu soru, borçlar hukuku ve özellikle Türk Borçlar Kanunu (TBK) kapsamında sıkça karşımıza çıkan bir konudur. Müteselsil sorumluluk (diğer adıyla müteselsil borçluluk veya halk diliyle ortak borçluluk), bir borcun birden fazla kişi tarafından üstlenildiği ve her birinin alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olduğu durumları ifade eder. Bu yazıda, müteselsil sorumluluk kavramını sade bir dille açıklayacak; kaynaklarını, uygulama alanlarını ve hukuki sonuçlarını inceleyecek; dış ve iç ilişki açısından teselsülün ne anlama geldiğini ele alacak ve güncel Yargıtay kararları ışığında bu konuyu değerlendireceğiz. Özellikle müteselsil sorumluluk nedir, müteselsil borçluluk, Türk Borçlar Kanunu ve tazminat hukuku gibi anahtar kavramlar üzerinde durarak, konuyu herkesin anlayabileceği bir şekilde özetlemeye çalışacağız.
1. Müteselsil Sorumluluk Nedir?
Müteselsil sorumluluk, en basit anlatımıyla, bir borcun birden fazla borçlu tarafından ortaklaşa üstlenilmesi ve alacaklının bu borcun tamamını borçlulardan herhangi birinden talep edebilmesidir. Böyle bir durumda borcun tümü için birden çok sorumlu vardır ve her borçlu, sanki borcun tamamından tek başına sorumluymuş gibi alacaklıya karşı muhatap olabilir. Ancak alacaklı (yani parayı veya tazminatı talep eden taraf) aynı alacağı bir kez alabilir; yani borcun tamamı bir defa ödendiğinde diğer borçlular da o tutar kadar sorumluluktan kurtulur. Bu durum, borçlular arasında ortak bir sorumluluk olduğu anlamına gelir.
Günlük hayattan basit bir örnek verelim: Diyelim ki Ahmet ve Mehmet adlı iki arkadaş bankadan ortak bir kredi aldılar. Banka ile yaptıkları sözleşmede, kredi borcunu müşterek ve müteselsil borçlu olarak üstlendikleri yazıyor. Bu, bankanın (alacaklının) borcun tamamını ister Ahmet’ten ister Mehmet’ten talep edebileceği anlamına gelir. Banka, ödemenin tamamı yapılana kadar her ikisine karşı da yasal takibe devam edebilir. Ahmet borcun hepsini ödedi diyelim; bu durumda banka artık Mehmet’ten bir şey isteyemez çünkü alacak bir defa tahsil edilmiş olur. Ancak Ahmet’in ödediği tutarda Mehmet’in de payı varsa, Ahmet bu ödemenin kendi payını aşan kısmını daha sonra Mehmet’ten isteyebilir. İşte bu mekanizma müteselsil sorumluluğun temel mantığını ortaya koyar: Alacaklıyı korumak ve alacağını kolayca tahsil etmesini sağlamak, ardından borçlular arasında gerekiyorsa iç hesaplaşmayı (rücu ilişkisini) devreye sokmak.
Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) müteselsil sorumluluk kavramı açıkça tanımlanmıştır. TBK m.162’ye göre, “Birden çok borçludan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar. Böyle bir bildirim yoksa, müteselsil borçluluk ancak kanunda öngörülen hâllerde doğar.” Bu hükümden anlıyoruz ki müteselsil sorumluluk iki şekilde ortaya çıkabilir: Borçluların kendi isteğiyle (iradi olarak) veya yasanın öngördüğü durumlarda (kanuni olarak). Aşağıdaki bölümlerde bu iki kaynağı daha ayrıntılı inceleyeceğiz.
Özetlemek gerekirse, müteselsil sorumluluk nedir sorusunun cevabı şudur: Bir borcun veya zararın birden fazla kişi tarafından üstlenilmesi ve her birinin alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olması halidir. Alacaklı, borcun tamamını sadece bir kez tahsil edebilir fakat dilediği borçluya başvurma hakkına sahiptir. Bu sayede alacaklı, alacağını tahsil ederken güçlü bir konuma sahip olur; borçlulardan biri ödeme yaparsa diğerleri yapılan ödeme oranında sorumluluktan kurtulur.
2. Müteselsil Sorumluluğun Kaynakları (Kanundan ve İradeden Doğan)
Müteselsil sorumluluğun ortaya çıkış yolları iki ana gruba ayrılır: iradeden doğan müteselsil sorumluluk ve kanundan doğan müteselsil sorumluluk. Bunlar TBK m.162’de belirtilen kaynaklardır:
- İradeden Doğan Müteselsil Sorumluluk: Bu, borçluların kendi aralarındaki anlaşma veya beyanlarıyla kurulmuş ortak sorumluluktur. Yani bir sözleşmeye veya irade beyanına dayanarak kişiler, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ederler. Örneğin, bir kredi sözleşmesinde borçlular açıkça “müşterek ve müteselsil borçlu” sıfatını kabul ettiklerini yazabilirler. Yine bir kefalet sözleşmesinde kefilin “müteselsil kefil” olmayı kabul etmesi, alacaklıya borcun tamamı için hem asıl borçluya hem kefile bir arada veya ayrı ayrı başvurma hakkı verir. İradeden doğan müteselsil borçluluk, sözleşme özgürlüğü çerçevesinde tarafların isteğiyle ortaya çıkar. Taraflar açıkça anlaştığında veya bu yönde bir irade beyanı verdiğinde, alacaklı karşısında hepsi birden borcun tamamını ödemekle yükümlü hale gelirler.
- Kanundan Doğan Müteselsil Sorumluluk: Bazı durumlarda ise kanun koyucu, herhangi bir anlaşma olmasa bile, birden fazla kişiyi aynı borç veya zarardan dolayı birlikte sorumlu tutar. Yani yasa gereği müteselsil sorumluluk doğar. Türk Borçlar Kanunu’nda özellikle tazminat hukuku alanında bu tür düzenlemeler mevcuttur. Örneğin, TBK m.61’de şöyle denir: “Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” Bu hüküm, birden fazla kişinin müşterek kusuruyla bir zarar meydana getirirse veya farklı hukuki sebeplerle (örneğin biri haksız fiil, diğeri sözleşme ihlali olsa bile) aynı zarardan sorumlu iseler, zarar görene karşı hepsinin müteselsilen (ortaklaşa) sorumlu olacaklarını belirtir. Kanundan doğan müteselsil sorumluluğa klasik bir örnek, trafik kazalarında birden fazla kusurlu sürücünün olduğu durumlardır. İki sürücü de kazada kusurlu ise ve bir kişinin zararına yol açtıysa, bu iki sürücü kanun gereği o zararın tazmininden müteselsilen sorumlu olurlar. Yine işveren ile işçinin birlikte sorumluluğu, birden fazla doktorun tıbbi bir hatadan kaynaklı ortak sorumluluğu veya çevreye zarar veren birden fazla şirketin sorumluluğu gibi durumlar da kanundan doğan müteselsil sorumluluk kapsamına girebilir.
Kısaca, eğer müteselsil borçluluk bir sözleşmeden, anlaşmadan veya kişilerin beyanından kaynaklanıyorsa (örneğin birlikte kredi alma, birlikte kefil olma gibi), bu iradi bir teselsüldür. Eğer yasa belli durumlarda kişileri otomatik olarak birlikte sorumlu tutuyorsa (örneğin birlikte işlenen haksız fiiller, ortak kusurla verilen zararlar), bu da kanuni teselsüldür. Her iki halde de sonuç aynıdır: Alacaklıya karşı herkes borcun tamamından sorumludur.
3. Uygulama Alanları ve Hukuki Sonuçları
Müteselsil sorumluluk, hukuk uygulamasında özellikle tazminat hukuku başta olmak üzere birçok alanda karşımıza çıkar. İşte bazı önemli uygulama alanları ve bu sorumluluk türünün doğurduğu hukuki sonuçlar:
- Tazminat Hukuku (Haksız Fiil Sorumluluğu): Birden fazla kişinin aynı zarardan sorumlu olduğu durumlar genellikle haksız fiil (hukuğa aykırı bir zarara yol açan eylem) kaynaklı olur. Örneğin, trafik kazaları en yaygın örneklerdendir: İki sürücü de kusurlu davranışıyla bir kazaya sebebiyet verip bir üçüncü kişinin zarar görmesine neden olmuşsa, bu sürücüler zarar görene karşı müteselsilen sorumlu olurlar. Yani zarar gören, uğradığı maddi veya manevi zararın tamamını her iki sürücüden de isteyebilir. Benzer şekilde, birden fazla doktorun hatalı tıbbi müdahalesi sonucu bir hastanın zarar görmesi durumunda, ilgili doktorlar ve hastane birlikte sorumlu tutulabilir. Çevre zararları veya ürün sorumluluğu gibi alanlarda da birden fazla failin ortak sorumluluğu söz konusu olabilir. Bu gibi hallerde kanun, zarar göreni korumak için müteselsil sorumluluk esasını devreye sokar.
- Sözleşmesel Borç İlişkileri: Müteselsil sorumluluk yalnızca haksız fiillerde değil, sözleşme ilişkilerinde de uygulama bulur. Örneğin, bir şirketten alacaklı olan bir kişi, şirket ortaklarının veya kefillerin müteselsil sorumluluğunu düzenleyen kanun hükümleri veya sözleşme hükümleri sayesinde alacağını güvence altına alabilir. Özellikle ticari hayatta, kredi sözleşmeleri, kefalet sözleşmeleri, ortak girişimler gibi durumlarda müteselsil sorumluluk yaygın olarak kullanılır. Bir banka, borcun geri ödenmesini garanti altına almak için birden fazla kişiyi (şirket ortakları, eşler veya kefiller gibi) müteselsil borçlu olarak sözleşmeye dahil edebilir.
- İş Hukuku ve Diğer Alanlar: Bazı durumlarda işveren ile işçi belirli zararlardan birlikte sorumlu tutulabilir (örneğin, işçinin yaptığı bir hata sonucu üçüncü kişi zarar görürse, işveren ve işçi birlikte sorumlu olabilir). Yine, bazı kanuni temsil ilişkilerinde (veli-çocuk, vasi-vesayet altındaki kişi gibi) veya miras hukukunda (mirasçıların tereke borçlarından müteselsil sorumluluğu gibi) ortak sorumluluk hükümleri gündeme gelebilir.
Müteselsil sorumluluğun hukuki sonuçları oldukça önemlidir ve alacaklı ile borçluların hak ve yükümlülüklerini yakından etkiler:
- Alacaklı Bakımından Sonuçlar: Alacaklı (örneğin zarar gören kişi veya para alacağı olan kişi), müteselsil sorumluluk sayesinde daha güçlü bir konuma sahip olur. Çünkü borcun tamamını, sorumluların herhangi birinden veya hepsinden birden talep edebilir. Tek tek uğraşmak yerine, en kolay tahsil edebileceği borçluya yönelebilir. Örneğin zarar verenlerden biri zengin, diğeri fakirse, zarar gören doğrudan ödeme gücü yüksek olana dava açmayı tercih edebilir. Ayrıca hukuken alacaklıya tanınan seçim hakkı sayesinde, bir borçluya karşı dava açıp kazanmış olsa bile eğer alacağın tamamını tahsil edemezse, kalan kısmı için diğer borçlulara da başvurabilir. Burada önemli bir kural: Alacaklı zararın veya borcun tamamından fazlasını tahsil edemez. Yani çifte tahsil (mükerrer tahsil) yapılamaz. Borcun hepsi ödendiğinde alacaklının tekrar ödeme talep etme hakkı ortadan kalkar. Bu kural, haksız kazancı (sebepsiz zenginleşmeyi) önlemek içindir. Özetle, müteselsil sorumluluk alacaklıya tahsilat kolaylığı ve güvencesi sağlarken, borcun bir kere ödenmesiyle alacak tam olarak kapanır.
- Borçlular (Sorumlular) Bakımından Sonuçlar: Bir borcun müteselsil sorumluları arasında olmak, borçlular açısından belli riskler içerir. Her borçlu, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olduğu için, borcun tamamı kendisinden istenebilir. Eğer diğer sorumlular ödeme yapmaz veya ödeme güçleri yoksa, içlerinden biri tüm yükü üstlenmek zorunda kalabilir. Örneğin biraz önceki trafik kazası örneğinde, iki sürücüden biri tamamen kusurlu, diğeri daha az kusurlu olsun. Zarar gören, daha varlıklı olduğunu düşündüğü az kusurlu sürücüye karşı dava açıp tazminatın tamamını ondan alabilir. Bu durumda az kusurlu sürücü, zarar görene tüm ödemeyi yapmak zorunda kalacaktır. Ancak hukuk düzeni borçlular arasında da adaleti gözetir: Müteselsil sorumlular, kendi aralarında paylaştırma (rücu) mekanizmasına sahiptir. Yani, fazla ödeme yapan borçlu, diğerlerinden paylarına düşeni kendisine ödemelerini talep etme hakkına sahip olur. Bu sayede sonunda herkes kusuru veya anlaşmadaki payı oranında yük taşımış olur (aşağıda iç ilişki bölümünde ayrıntılı açıklanacaktır). Yine de eğer diğer borçluların mali gücü yoksa veya iflas etmişlerse, pratikte rücu hakkı kağıt üzerinde kalabilir ve ödemeyi yapan borçlu zararın çoğunu üstlenmiş olabilir. Bu yüzden müteselsil sorumluluk, alacaklıyı koruyan bir kalkan iken, borçlular açısından birbirlerine güven duymalarını ve gerektiğinde birbirlerinden tahsilat yapabilmelerini gerektiren bir durumdur.
- Borçtan Kurtulma ve İndirim: Müteselsil sorumlulukta borcun sona ermesi veya borç miktarının azalması da tüm borçlular bakımından etkili olur. Borçlulardan birinin yaptığı kısmi ödeme kadar diğerleri de alacaklıya karşı o miktarda borçtan kurtulur. Eğer borçlulardan biri alacaklıyı tamamen tatmin ederse (borcun tamamı ödenirse), diğer borçlular da alacaklıya karşı borçtan tamamen kurtulur. Yine alacaklı borçlulardan birini ibra ederse (yani o borçluyu alacaktan vazgeçerse) veya alacağını o kişi için affederse, bu durum diğer borçluların borcunu da azaltır. Ancak burada bir ayrım yapmak gerekir: Alacaklının bir borçluyu ibra etmesi, diğerlerini yalnızca ibra edilen kişinin iç ilişkideki payı oranında kurtarır (bu konuya güncel Yargıtay kararları bölümünde değineceğiz). Kısacası, müteselsil borçlulardan biriyle ilgili borcu azaltan veya bitiren bir gelişme olduğunda, bunun etkisi dış ilişkide (alacaklıya karşı) hepsine yansır. Hiçbir borçlu, alacaklıya borcun kendi payına düşen miktarından fazlasını ödemez; toplamda bir defa tahsilat yapılır.
Özetle, müteselsil sorumluluk uygulamada alacaklılar için büyük avantaj sağlarken, borçlular arasında da adil bir denge kurmayı amaçlar. Özellikle tazminat hukuku gibi alanlarda zarar görenin zararının karşılanması ön planda tutulur ve müteselsil sorumluluk sayesinde mağdur olan kişi, zararını hızlı ve etkin bir şekilde tahsil etme imkânına kavuşur.
4. Dış ve İç İlişki Açısından Teselsül
Müteselsil sorumluluk konusunu tam olarak anlayabilmek için dış ilişki ve iç ilişki ayrımını bilmek gerekir. Bu ayrım, alacaklının borçlularla ilişkisini ve borçluların kendi aralarındaki ilişkiyi ifade eder:
- Dış İlişki (Alacaklı ile Borçlular Arasındaki İlişki): Dış ilişki, alacaklının müteselsil sorumlu borçluların tümüne karşı sahip olduğu hakları ve bu ilişkiyi düzenleyen kuralları kapsar. Dış ilişkide alacaklı, daha önce de belirttiğimiz gibi, borcun tamamını borçlulardan herhangi birine karşı talep edebilir. Hukuken buna alacaklının seçim hakkı denir. Alacaklı isterse tüm borçlulara birlikte dava açabilir, isterse sadece içlerinden birine veya birkaçına karşı icra takibi yapabilir. Bu seçim tamamen alacaklının takdirindedir ve borcun tamamı ödeninceye kadar da devam eder. Örneğin, üç kişiye karşı müteselsil sorumluluk durumu varsa (A, B, C kişileri borçlu olsun), alacaklı önce A’ya başvurup ondan tahsil etmeye çalışabilir. A’dan alabildiğini alır, kalan için sonra B’ye geçebilir. Hatta doğrudan en zengin gördüğü C’ye yönelip tüm alacağını C’den istemeyi tercih edebilir. Dış ilişkide önemli olan şudur: Alacaklı tam tatmin olana (borcun tamamı ödenene) kadar borçluların hepsine sırayla veya aynı anda başvurma hakkını korur. Diyelim ki alacaklı önce A’ya dava açtı ve mahkeme A’nın ödemesine karar verdi. A bu karara rağmen ödeme yapmazsa veya kısmen yaparsa, alacaklı zaman kaybetmeden B veya C’ye de yönelebilir. A’ya dava açmış olması, diğerlerini sorumluluktan çıkarmaz. Yine borcun tamamen ödenmemiş olması şartıyla, alacaklı bir borçluyu mahkemede kaybetse bile (örneğin A’dan alamadıysa), diğer borçlulara dönebilir. Dış ilişki kuralı, zarar görenin veya alacaklının zararını muhakkak bir şekilde tahsil edebilmesini garanti altına alır.
Dış ilişkide borçlulardan birine karşı yapılan işlem, diğer borçlulara kural olarak etki etmez. Örneğin alacaklı B ile bir ödeme planı yaparsa veya dava sırasında B ile uzlaşırsa, bu A ve C’yi doğrudan ilgilendirmez. Ancak borcun ödenmesi gibi bir sonuç olduğunda hepsini etkiler (çünkü borç ortak ve tek bir borç). Alacaklı, borçlulardan birine karşı aldığı ödeme veya kısmi ödeme oranında, diğerlerine karşı da alacağını o oranda azaltmış olur. Bu da dış ilişkinin bir parçasıdır: Borcun tamamı veya bir kısmı ödendiğinde, borç o miktarda sona erer ve alacaklı artık o kısım için diğer borçlulara gidemez. Bu durum hukuken “tahsilde tekerrürün olmaması” olarak ifade edilir, yani aynı borç için iki kere tahsilat yapılmaz.
- İç İlişki (Borçluların Kendi Aralarındaki İlişki): İç ilişki ise birden fazla borçlunun kendi arasında nasıl bir hesaplaşmaya gideceğini ve yükü nasıl paylaşacağını belirler. Müteselsil sorumlulukta, borçlulardan biri alacaklıya borcun tamamını veya kendi payından fazla bir kısmını ödediğinde, diğer sorumlulara rücu edebilir. Rücu hakkı, ödeyen borçlunun yaptığı fazla ödemenin karşılığını diğerlerinden isteme hakkıdır. Yani, ortak borçlulardan biri, aslında kendi sorumluluğunu aşan bir ödeme yaptıysa, “ben senin payını da ödedim, şimdi o kısmı bana öde” diyerek arkadaşına (diğer borçluya) başvurabilir. İç ilişkide her borçlu, nihai olarak kendi payından sorumludur.
Peki bu pay nasıl belirlenir? Eğer borçlular arasında konuya ilişkin bir sözleşme veya anlaşma yoksa, pay genellikle her birinin kusur oranına veya sorumluluk derecesine göre belirlenir. Özellikle tazminat hukukunda, bir zarara sebep olanların kendi aralarındaki kusur oranları iç ilişkide önem taşır. Örneğin iki kişinin neden olduğu bir zararda, birinin %70, diğerinin %30 kusurlu olduğu belirlendiyse, nihai olarak herkes kendi kusuru oranında yükü taşımalıdır. Bu durumda zararın tamamını tek başına ödeyen kişi, diğerinden onun %30’luk payını rücu edebilir (talep edebilir). Eğer ortada kusur gibi bir kriter yoksa (mesela birden fazla borçlunun iradi olarak üstlendikleri bir para borcunda), o zaman iç ilişkide genellikle herkes eşit veya anlaşmadaki payı oranında sorumlu olur.
İç ilişkide müteselsil sorumluluk yoktur, paylaştırma esası vardır. Yani dış ilişkide alacaklıya karşı tüm borçlular “tek bir cephe” gibi dursa da, kendi aralarında hesap görülürken herkes sadece kendi payı kadar borç taşır. Bu kural aynı zamanda TBK m.62’de de ifade edilmiştir. Önemli bir diğer husus da şudur: Eğer borçlulardan biri, diğerlerinin de kullanabileceği ortak bir savunmayı alacaklıya karşı kullanmadan borcu öderse, iç ilişkide ödedigi kısım için diğerlerine rücu hakkını kaybedebilir. Örneğin alacaklıya karşı aslında borcu ortadan kaldıran veya azaltan bir durum varsa (zamanaşımı, alacaklının bir feragati, ibra belgesi vb. gibi tüm borçluların yararlanabileceği bir itiraz veya def’i), bir borçlu bunu ileri sürmeden borcu öderse, sonradan “ben sizin için de ödedim” diyerek diğerlerinden para isteyemeyebilir. Bu, borçluların birbirlerinin durumunu ağırlaştırmamaları prensibinin bir sonucudur. Her borçlu, iç ilişkide diğerlerinin haklarını da gözetmeli, kendi hatasıyla onları daha kötü duruma sokmamalıdır.
Özetle, dış ilişki alacaklının tüm borçlulara karşı olan güçlü konumunu ve alacağını tahsil etme haklarını tanımlarken, iç ilişki borçlular arasında adil bir yük dağılımını ve hesaplaşmayı sağlar. Bu ikisi birlikte çalışarak müteselsil sorumluluk sisteminin hem alacaklıyı korumasını hem de borçlular arası hakkaniyeti sağlamasını temin eder.
5. Güncel Yargıtay Kararları Işığında Değerlendirme
Müteselsil sorumluluk konusunda Türk yargısının yaklaşımını anlamak için, Yargıtay’ın özellikle Hukuk Genel Kurulu kararlarında ortaya koyduğu ilkeler önem taşır. Son yıllarda verilen bazı önemli kararlar, bu konudaki teorik bilgileri somut olaylarla pekiştirerek yol gösterici olmuştur. Özellikle Yargıtay HGK 2017/1442 E., 2021/839 K. sayılı karar ile Yargıtay HGK 2023/194 E., 2024/365 K. sayılı karar müteselsil sorumluluk konusunda güncel ve açıklayıcı değerlendirmeler içermektedir.
- HGK 2021/839 Kararı (Hukuk Genel Kurulu, 2021/839 K.): Bu karar, Hazine’ye ait bir kaynak (örneğin kum ocağı) ile ilgili bir uyuşmazlıkta birden fazla tarafın sorumluluğunu ele almıştır. Somut olayda, Hazine zarara uğradığını iddia ederek bir şirket aleyhine dava açmış, ancak aynı zararla ilgili Hazine’nin daha önce bazı belediyeler aleyhine de dava açtığı ve onların da sorumluluğunu ileri sürdüğü bir durum söz konusudur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu olayda müteselsil sorumluluk ilkelerinin uygulanmasını değerlendirirken önemli noktalar vurgulamıştır: Zarar gören (bu örnekte Hazine), uğradığı zararı tahsil etmek için birden fazla sorumluya ayrı ayrı davalar açabilir veya dilediği sırayla başvurabilir. Bunda hukuka aykırı bir durum yoktur; zira TBK m.61 gereği aynı zarardan birlikte sorumlu olanlara müteselsil sorumluluk hükümleri uygulanır. Kurul özellikle alacaklının birden fazla sorumluya karşı aynı anda talepte bulunabileceğini onaylamış ve burada dikkat edilmesi gereken hususun “tahsilde tekerrür olmaması” olduğunu belirtmiştir. Yani, Hazine hem şirkete hem belediyelere dava açsa dahi, zararının toplamından fazlasını tahsil edemez. Mahkeme kararlarında da bu nedenle hükmün “tahsilde tekerrüre yol açmamak kaydıyla” kurulması gerektiği ifade edilmiştir. Bu karar, müteselsil sorumlulukta alacaklının haklarını geniş yorumlamakla birlikte, alacaklının da tek bir zararı birden fazla kez tahsil edemeyeceğini net bir şekilde ortaya koymuştur. Ayrıca Yargıtay, bu kararında müteselsil sorumluluğun hem birlikte zarara sebep olma hem de aynı zarar için farklı sebeplerle sorumlu olma durumlarında geçerli olduğunu bir kez daha vurgulamıştır. Bu da pratiğe şöyle yansır: Diyelim ki bir zarar meydana geldi, bu zarardan A kişisi haksız fiil nedeniyle, B kişisi de başka bir yasal sorumluluk nedeniyle (örneğin sözleşmesel yükümlülük ihlali gibi) sorumlu tutuluyor olsun. Yargıtay’ın yaklaşımına göre zarar tamamen tazmin edilene kadar A ve B müteselsilen sorumlu kabul edilir; Hazine kararında da şirket ve belediyeler arasındaki ilişki bu kapsamda değerlendirilmiştir.
- HGK 2024/365 Kararı (Hukuk Genel Kurulu, 2023/194 E., 2024/365 K.): Bu daha yeni tarihli kararda ise müteselsil sorumlulukta feragat (haktan vazgeçme) ve ibra (borcu kaldırma) durumlarının etkisi ele alınmıştır. Somut olay bir trafik kazasına ilişkindir. Kazada birden fazla sorumlu bulunuyor: Aracın sürücüsü, araç işleteni (sahibi) ve Güvence Hesabı (sigortasız araçlar için devreye giren kurum) gibi taraflar. Kazada yaralanan kişi, bir protokolle sürücü ve araç sahibi hakkındaki tazminat taleplerinden feragat etmiş (yani “bu kişilerden tazminat istemeyeceğim” demiş). Ancak üçüncü bir taraf olan Güvence Hesabı, bu feragatten haberdar olmasına rağmen, zarar görene ödeme yapmış ve sonra dönüp sürücü ile araç sahibine rücu etmeye kalkışmıştır. İşte Yargıtay bu olayda önemli ilkeler koymuştur: Alacaklının (zarar görenin) bir borçluya karşı feragat etmesi veya onu ibra etmesi, diğer borçluların da borcunu azaltır. Karara göre, zarar görenin iki borçlu hakkında feragat vermesi, müteselsil sorumluluk gereği üçüncü borçlu lehine de sonuç doğurur; yani o feragatten üçüncü borçlu da yararlanır ve aslında ödeme yapmak zorunda kalmaz. Dolayısıyla Güvence Hesabı’nın, feragat edilmiş bir alacak için ödeme yapmaması gerekirdi. Ayrıca TBK m.164/2 hükmü uyarınca, ortak bir def’i veya itirazı ileri sürmeyen ve bu nedenle ödeme yapan borçlu, diğerlerine rücu edemez. Somut olayda Güvence Hesabı, zarar görenin feragatini (ki bu aslında tüm borçluları kapsayan bir savunmadır) mahkemede ileri sürmemiş, hatta kararları istinaf bile etmemiş ve doğrudan ödeme yapmıştır. Yargıtay da dedi ki: Madem böyle, Güvence Hesabı kendi davranışıyla diğer borçluların durumunu ağırlaştırmış oldu ve bu hatalı davranışın sonuçlarına katlanmak zorundadır. Sonuç olarak ödediği tutarı sürücü ve işleten gibi diğer sorumlulara rücu edemez. Bu karar, müteselsil sorumlulukta borçluların birbirlerinin haklarını koruması gerektiğini ve alacaklı ile yapılan işlemlerin diğerlerini nasıl etkilediğini net bir şekilde gösteriyor. Ayrıca alacaklının bir borçluyu ibra etmesinin, diğer borçluların borcunu o kişinin payı kadar azaltacağı kuralını da teyit ediyor. Yani, eğer alacaklı 3 borçludan birini tamamen affettiyse (ibra ettiyse), diğer iki borçlu artık o affedilen kişinin payı kadar daha az sorumludur; alacaklı o kısmı onlardan isteyemez.
Bu güncel Yargıtay kararları ışığında şunu görüyoruz: Teorik olarak anlattığımız müteselsil sorumluluk ilkeleri, uygulamada Yargıtay tarafından da aynen benimseniyor ve somut durumlara uygulanıyor. Alacaklının korunması ilkesi, tahsilde tekerrür yasağı (çifte tahsil yasağı), borçluların iç ilişkideki hak ve yükümlülükleri gibi hususlar, yüksek yargı kararlarında da vurgulanıyor. Özellikle Hukuk Genel Kurulu kararları, alt mahkemeler için de bağlayıcı nitelikte olduğundan, müteselsil sorumluluk konusundaki bu içtihatlar gelecekte benzer uyuşmazlıklarda yol gösterici olacaktır.
6. Sonuç
Müteselsil sorumluluk, Türk Borçlar Kanunu’nun ve genel olarak borçlar hukukunun en önemli kavramlarından biridir. Bir borcun veya zararın birden fazla kişi tarafından üstlenilmesi durumunda, alacaklıya güçlü bir koruma sağlayan bu sorumluluk türü, aynı zamanda borçlular arasında hakkaniyete uygun bir denge kurmayı amaçlar. Özetlemek gerekirse:
- “Müteselsil sorumluluk nedir?” sorusunun yanıtı: Bir alacak karşısında birden fazla borçlunun her birinin alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmasıdır. Halk dilinde bu durum, borcu “hep birlikte üstlenmek” şeklinde anlaşılabilir. Alacaklı, borcunu tamamen tahsil edene kadar istediği borçludan isteme hakkına sahiptir, fakat borç bir kez ödendikten sonra tekrar talep edemez.
- Müteselsil sorumluluk, kanundan veya sözleşmeden doğabilir. Kanun, özellikle tazminat hukuku alanında (örneğin birden fazla kişinin birlikte yol açtığı zararlar) bu sorumluluğu kendiliğinden öngörerek zarar göreni korur. Sözleşmelerde ise taraflar anlaşarak böyle bir sorumluluk üstlenebilirler (örneğin müşterek borçlu olmayı kabul etmek gibi).
- Bu sorumluluk türü, uygulamada sıkça görülür. Trafik kazaları, tıbbi malpraktis davaları, çevreye verilen zararlar, ortak borçlanmalar, kefaletler ve daha pek çok durumda müteselsil sorumluluk hükümleri devrededir. Dolayısıyla hem borçluların hem alacaklıların haklarını bilmesi önemlidir.
- Hukuki sonuçlar bakımından, alacaklı için avantajlı bir durumdur: Alacağını tahsil etmek için birden fazla muhatabı vardır ve süreç hızlanır. Borçlular için ise dikkatli olunması gereken bir durumdur: Her biri en kötü senaryoda borcun tamamını ödemek zorunda kalabileceğini bilmeli ve gerektiğinde diğer sorumlularla hesaplaşmak üzere haklarını (rücu hakkını) kullanmalıdır. Borçluların, ortak savunma imkanlarını iyi değerlendirmesi ve birbirlerinin durumunu zora sokacak hatalı işlemlerden kaçınması gerekir.
- Yargıtay kararları da göstermektedir ki, müteselsil sorumluluk ilkeleri yargısal içtihatlarla desteklenmekte ve somut olaylarda adil çözümler üretilmektedir. Özellikle çifte tahsilin engellenmesi, alacaklı tarafından yapılan feragat/ibra gibi işlemlerin diğer borçlulara etkisi ve borçluların rücu haklarının sınırları netleştirilmiştir.
Sonuç olarak, müteselsil sorumluluk hem alacaklının hakkını güvence altına alan hem de borçlular arası dengeyi gözeten bir hukuki yapıdır. Türk Borçlar Kanunu, bu dengeyi sağlamak için ayrıntılı düzenlemeler getirmiştir. Gerek bir borç ilişkisine girerken (örneğin bir sözleşmeye imza atarken) gerekse bir zarardan doğan sorumluluk durumuyla karşılaşıldığında, müteselsil sorumluluğun ne anlama geldiğini bilmek büyük önem taşır. Bu sayede haklarınızı ve yükümlülüklerinizi daha net görerek hareket edebilirsiniz. Unutulmamalıdır ki, “birlikte borç, tek bir borç” anlayışı müteselsil sorumluluğun kalbinde yatar: Borç bir defa ödenir, mağdur tek seferde tatmin edilir, ardından borçlular kendi aralarında gereken hesaplaşmayı yaparlar. Bu mekanizma, hukuk sistemimizin hem adaleti hem de pratik faydayı gözeten çözümlerinden biridir.

